Kireçlenme (Osteokondroz) Tedavisi

İnsan vücudu harekete çarpıcı derecede elverişli olarak yaratılmıştır. Hareketin direği muazzam bir emniyet ve esneklik payına sahip olan kas-iskelet sistemimizdir. Ancak doğal gücünü her zaman tam kapasitede kullanmamız mümkün değildir. Oldukça yaygın bir rahatsızlık olan omurga osteokondrozu her yaştan hastaya bir takım zorluklar getirir.

Öncelikle bu hastalığa yol açan etken olarak tek bir sebep belirtmek mümkün değildir. Çoğu zaman birbirine bağlı olmayan bir takım faktörler bu durumu tetikleyebilir. Bu faktörler kişinin az hareketli veya hiperaktif olmasına, fiziksel ve psikolojik durumuna bağlıdır. Kısaca bu hastalık, iki ayakla yürüyebilmenin karşılığında doğanın bize ödettiği bir bedeldir. Fakat yine de çaresi var!

Kineziterapi Fizik Tedavi Merkezi’nde sadece osteokondroz tedavisi ile kalınmıyor. Uzman kadromuz ile hastalığın doğurduğu sonuçların zorlukları ile baş etmeye yardımcı oluyor, herhangi bir ilaç ve ameliyata gerek kalmaksızın torakal (sırt), lomber (bel), sakral ve servikal (boyun) osteokondrozuna kalıcı çözüm getiriyoruz.

Kireçlenme (Osteokondroz) Nedenleri ve Belirtileri

Öncelikle omurgamızın yapısını şöyle bir kısaca hatırlayalım. Dik ve hafiften eğimli bir yapıya sahip olan omurgamız 33-34 omurdan oluşmaktadır. Omurgaya bağlanan kas ve bağlar organlarımızı yerlerinde sabit kalmalarını sağlar. Omurların arasında yer alan diskler annulus fibrosus, nucleus pulposus ve kıkırdak plaka olmak üzere üç öğeden oluşur.

Her bir omur kalın bir sütundan (omur cismi) ve omur cismine arkadan bağlanarak omur deliği oluşturan arcus vertebrae’den (omur kemeri) müteşekkildir. Arkuslar, içerisinde omurilik bulunan omurga kanalını oluşturur. Omur kemerinden uzanan eklem çıkıntılarına omurlara hareket veren bağ ve kaslar bağlanmıştır.

Kireçlenme (Osteokondroz) ile oluşan değişimler neler?

Omurlar arası disk, omurga eklem yüzleri ve bağ sistemi tutulumu, kas atrofisi (kaybı) başlar. Disk dejenerasyonu sürecine yan omur cisimleri de sürüklenir.

Omurga osteokondrozu aşağıdaki şekilde üç aşamada gelişir:

  • Omur arası disk inmesi ve nucleus pulposus’taki su kaybı nedeniyle annulus fibrosus’ta çatlak oluşması ve bunun neticesinde meydana gelen fıtıklaşma veya protrüzyon.
  • Omurlar aşağıya kaydığında omurların hareket fonksiyonunda düzensizlik oluşur.
  • Sonuç olarak bu bölgede kemik hipertrofisi (aşırı büyümesi), omur arası disk yapısında değişimler olur.

Ağrı yalnızca ilgili yerlerde (sırtta, boyunda kolda, sakral bölgede) lokalize olmayıp birçok değişik nörolojik belirtilerle birlikte kendini gösterir. Örneğin; lomber (bel) osteokondrozu gibi.
Sakral (boyun) osteokondrozunda görülen ağrılar depresyonu, vejetatif-vasküler bozuklukları tetikleyebilir.

Boyun osteokondrozunun diğer belirtileri:

  • Baş dönmesi;
  • Ense kısmında ağrı, iğnelenme;
  • Boyunda çıtlama;
  • kesintisiz baş ağrısı; beyin dolaşımı bozulması, kısa süreli şuur kaybı;
  • tansiyon yükselmesi;
  • omuz ve kol ekleminin çalışmasında zorlanma;
  • rahatsız edici diğer belirtiler.

Servikotorakal (boyun-sırt) osteokondroz hastalığında görülen belirtiler ile bu liste hayli uzar.

Geleneksel Kireçlenme (Osteokondroz) tedavisi neden sonuç vermiyor?

Öncelikle belirtelim; “osteokondroz” kavramının günümüzdeki açıklaması daha önce kabul edilenden farklılaşmıştır. Bu konudaki belirsizliklerin ve yanlış anlaşılmaların sonucu olarak, geleneksel tıp ya hastalığın kaynağını tam olarak yansıtmıyor, ya da hastalığın sonuçları üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Osteokondroz örneğinde bir değerlenme yapacak olursak; temel tanı yöntemleri ile (Röntgen veya MR) saptanan bulgular yalnızca kemik ve kıkırdak bağ dokusundaki meydana gelen değişimleri kapsar. Oysa hastalığın temelinde kas-kemik sistemi patolojisi yatar.

Bu ne anlama geliyor?

Kemik ve kıkırdak dokulara su, kalsiyum, magnezyum, fosfor ve diğer ve diğer besin maddeleri kaslar tarafından taşınır. Kas fonksiyonunun bozulmasıyla birlikte omurlar ve omur arası diskler yeterince beslenemez olur. Bunun dışında; aşırı fiziksel aktivite veya hatalı vücut pozisyonu sonucunda aşırı gerilen derin boyun kasları omurga atardamarına bası yapıp beyine kan ile birlikte oksijen gitmesini zorlaştırabilir. Tüm bu sürecin doğal sonucu olan tansiyon sıçramaları, depresyon, baş dönmesi ve diğer bozulmaların yanı sıra omurga fıtığı baş gösterebilir.

Kuşkusuz; ilaç kullanılarak bazı ağrı semptomları ortadan kaldırılabilir. Fakat birçoğumuz ilaçla tedavinin geçici ya da hiç sonuç vermediğine, üstelik iç organlarımıza zarar verdiğine kanaat getirmiştir.

Kineziterapi: klinik şartlarında doğal hareket aktivitesine dayalı egzersizler

Kliniğimizde kineziterapi, yani hareket ile tedavi temeline dayalı özel olarak geliştirilmiş yöntemlerle boyun osteokondrozu ile diğer hastalıklara ilaçsız ve ameliyatsız etkili çözüm getiriyoruz.

Kas sisteminin fizyolojik ve biokimyasal yapısının kas-iskelet sistemi üzerindeki etkileri üzerine yapılan bilimsel ve tıbbi araştırmalar sonucunda kademeli olarak fiziksel yük arttırma temeline dayanan özel tedavi yöntemleri geliştirilmiştir. Doğru ve doz ayarlı fiziksel yük uygulamaları kişinin bünye özellikleri, hastalık geçmişi ve diğer hastalıklar da göz önüne alınarak belirlenir.

Tedavi kürünün sonucunda hastada kaydedilen iyileşme:

  • kan dolaşımı düzene girer;
  • aşırı kas gerilimi giderilmiş olur;
  • ağrı ve baş dönmesi kaybolur;
  • nihai sonuç olarak servikotorakal (boyun-sırt bölgesi) osteokondroz hayatı dolu yaşayabilmenin sevincini geri kazanmaya yardımcı olur.

Nedeni şudur:

Uygulanan egzersizler sonucunda kas-kemik sistemindeki beslenme, metabolizma ve nörorefleks mekanizması düzelir, tedavi etkisini güçlendiren doğru nefes alışkanlığı gelişir. Boyun osteokondrozu ve diğer dozukluklarda uygulanan jimnastik hareketleri özel rehabilitasyon egzersiz aletlerinde yapılır.

Kliniğimizde kineziterapi yöntemi ile tedavi süreci

Temel tanı prosedürlerinin dışında kineziterapi uzmanları hastanın kas ve bağ durumunu test edip değerlendirdikten sonra kişisel egzersiz programı oluşturur. Derin omurga kaslarında spazm giderici etkisine sahip İtalyan marka egzersiz aletlerinde uygulanan egzersizler hasar gören bölgelerde kan dolaşımının düzelmesini sağlar.

Uyguladığımız tedavi yöntemi ile egzersizler belirli sıralamaya göre yapılır. Hastaya tüm tedavi süresince eşlik eden eğitmenimiz hareket tekniğini ve fiziksel yük dozunu ayarlarken, asıl görev hastaya düşer.

Ve bu çok önemli!

Sürekli ağrı çeken bir kişinin fiziksel aktiviteden kaçınması doğaldır. Motivasyon, güç istemi eksikliği hastalığın gelişmesini tetikleyici bir faktördür.
Bu şekilde oluşan hasta stereotipinin temelinde ağrı korkusu ve kısıtlamalar yatmaktadır. Bu nedenle eğitmenin tedavi sürecindeki desteği gerçekten çok önemlidir. Bizime ağrı korkusunu ve çaresizlik hissini yeneceksiniz.

Hasta ile fizyoterapist arasında oluşan duygusal bağ sonucunda hastanın seanstan seansa fiziksel potansiyeli gittikçe büyür. Tabii ki kendi kendine çalışarak ve iradesini etkin kullanarak esas görevi üstlenen hastanın ta kendisidir.

BİLGİ ALMAK İÇİN  0212 541 62 62